31 Ağustos 2014 Pazar

EĞİTİM

Hayatımda bir teslimiyet duygusu hissediyorum. Aslında teslimiyetten ziyade bir boyundurukluk durumu gibi sanki yani hayat beni bir şeylere zorluyor,kapana kıstırıyor da ben onu yapmak zorunda kalıyormuşum gibi bir durum. Hemen hepimiz aslında bu durumu yaşıyoruz sadece ben bu ara bunu daha bir hissediyorum. Mücadeleci olduğumu düşünürken bana verilmiş bir rolü oynamak ya da birilerinin isteklerini istemsizce gerçekleştirme gibi bir durum yaşamak ruhuma aykırı geliyor. Malum başına buyruk birine dikte ve zorlama ters teper ki bu konuda en iyiler listesinde olurum en azından ilk ona girerim sanırım. Kavgamın hiç bitmediği hayat işte çoğu zaman tepeme binmek için uğraşsa da bir kaçış yolu bulabiliyorum ama bu son raddeye gelmek bile bunaltıyor beni. Boş avare yaşam. Bohemlik değil benimki bildiğin işsizlikten kaynaklı. Son zamanlarda vatana millete bir hayırlı vazifem olmadı diyebilirim ki sosyal insanlar için bu sıkıntı yaratıcı bir durumdur. Atanmış çiçeği burnunda bir öğretmen olsam en azından geleceği şekillendirdiğim için gerçek anlamda vicdanen rahat olurum. Elbette maddi yönü de var bu işin ancak çoğu hayatta işe yaradığını hissetme duygusu ile alakalı. Önceleri öğretmenlik bana göre değil derken sonraları öğretme aşkına düştüm diyebilirim. Çoğu zaman branşım yüzüne öğrenciler beni delirtmeyi başarsa da kafamdaki tüm saçlar sinirden havaya kalksa, gözlerimden alev tabancası gibi basınçlı kıvılcımlar çıksa da onca öğrenci arasından bir kaç tanesinin gerçekten felsefeye ilgi duyması ya da öğrencilerinin güzel yerlere yerleştiklerini duymak insanın içini ısıtıyor. O zaman bu mesleği neden yaptığınızı ve neden devam ettirmek istediğinizi daha iyi anlıyorsunuz. Kaç yıl öğretmenlik yaptın da bu tavırlar demeyin, ilk dersinizde de son dersinizde de aynı hissi yaşayabiliyor insan. Atayın beni ya artık, öğrencilerin beyinlerini bulandırıp hayatı sorgulattırıp kendi doğrularını aramalarını sağlamak istiyorum. Öğretmenlik en kutsal meslek olarak fii tarihinde sayıldığı dönemler geride kaldı Buna bir de siyaset eklenince öğretmenlik siyasi bir kaosa oradan da geleceğin tamamen farklı olarak şekillenmesine neden oluyor. Hani hamura ne kadar su katarsan o kadar cıvıklaşır ele bulaşır ya işte bu kutsal mesleğe de ne kadar siyaset bulaşırsa o kadar cıvıklaşıyor. Bunun hal çaresi olması lazım gerçekten öğretmenlerin atandım diyerek yan gel osman olayına girmemeleri atama için yıllarca bekleyen, öğrencilerine kavuşmak isteyen öğretmenlerin de atamasının yapılması lazım. Bu ülkede gerekmiyorsa sırf yaptık ettik demek için öğretmenler yetiştirilmemeli ya da bu duruma siyaset alet edilmemeli. Kaliteli eğitimlerle öğretmenler yetiştirilmeli, öğrenciler gerçek bilim ve disiplinleri öğrenmeli, öğretilmeli. Siyasi oyunlara gelecek nesiller alet edilip eğitim zayiatı yaratılmamalı ve nesiller arasında uçurumlar yaratılmamalı.

25 Temmuz 2014 Cuma

İç Bılıklanması, Ruh dümürcüklenmesi

Blogların yerini artık twitter tarzı anında düşünce paylaşma ortamları alsa da sanırım ben eskileri seven biriyim. Gerçi bu beni tanıyanlar tarafından onaylanmış durumda. Neden ne olursa olsun eskilerimden kendi oluşturduğum geleneklerimden, düzenimden kopamıyorum. Yeniliklere açık biriyim ancak bu eskileri devam ederek yığın şeklinde ilerliyor yani hayatta pek çok şeyle aynı anda uğraşıyorum. Bu yoğunluktan mutlu da oluyorum aslında sadistçe belki ama yoğunluğu seviyorum. Boşa geçen zamanlarda kendimi kötü hissediyorum. Mesela şu zamanlarda o kadar boktan ki KPSS illetinin puanları açıklandı kaç gündür karın ağrısı resmen. Ne oldu acaba puanlar düşecek mi, kadro ne kadar verecekler bizim branşa derken artık muhtelif yerlerde kocaman sivilcelerimle mutlu mesut yaşamayı öğrenir duruma geldim. İş desem o ayrı bir durum kendimi aptal gibi hissettiriyor bana. Onca kafa patlat, emek harca ancak ücret şaka gibi.Gerçek anlamda metin yazarlığı içinden nefret eder duruma geldim. Halbuki seviyordum işimi ancak son dönem değişimleri gerçek anlamda tam bir kabus oldu. Ciddi anlamda emeğimin karşılığının yüzde birini bile alamıyorum ki o yüzden yazamıyorum. Elbette ramazan, oruçta etkili bir yandan da atama telaşesi... Sanal ortamdaki branştaşlarımla birlikte sosyal medyada sesimizi duyurmaya çalışıyoruz, onlar bakanlarla görüşme ayarlayıp istihdam diye adeta ağlıyorlar. Ne garip önceden en kutsal meslek öğretmendi. Değer, kıymet bilinirdi, el üstünde tutulurdu şimdilerde biz ağlıyoruz nolur diye . Veli tehdit eder, öğrenci iplemez, yönetici hor görür, ücretli ayıbını dile bile getirmek istemiyorum. Öğretmen ihtiyacı var ancak kadro yok, kadro yok ancak hiç bir meslekte olmayan ücretli öğretmen statüsü var. Üç kuruşa kadrolu öğretmenlerden daha fazla emek var... Sus sen sus yoksa içini dökme sövmeye varacak cancan. Bir de iç daralması bunalması var ki sormayın gitsin. Geberiyorum adeta, nasıl desem hiç bir şey bunu geçirmiyor. Maneviyat çeşitli hobiler, çalışmak yok yani çaresi. Hayatta işe yaradığımı hissetmek adına incik boncuğa verdim kendimi. Komik halim bir yanım entelektüel kubidik diğer yanında incik boncuk dizen bir ev kızı modu. Ruhum ikiye ayrılmışken sanırım bu iç daralmaları da doğal. Aman ya şu başarı sıraları ve kadrolar açıklansa da önümüzü görsek. Bu belirsizlik ve gerilim hali Amerikan sinemasında yok yemin ederim. Arkadaş grubunda seri katil manyak tarafından öldürülen ve sona kalan kişi gibi hissettiriyor. Hani gidilmemesi gereken odanın kapısından bakan o ürkek bakışlı son sarışın var ya hah tam o moddayım resmen. Bitsin yani ölücem mi onu mu öldürücem ne olacaksa olsun da bilelim artık.

13 Temmuz 2014 Pazar

Mutsuz ortamlarda mutlu

Kimin derdiydi ki büyümek! Yani büyüyünce her şeyin çok daha kolay ve güzel olacağına dair hayaller yalan ve boş. Bunu da maalesef ki büyüyünce insan anlayabiliyor. Vakti zamanında editör ya da metin yazarı olmak gibi hayallerim vardı. Şahsen bir şirket için metin yazarlığı yapıyorum ama hiçte hayal ettiğim gibi bir iş değil. Ben özgür doğamda yazı yazmak istiyorum .Zorlama tabir yerindeyse de yalakalık içeren yazılar değil. Serbest bırakın beni, beni ben olduran yazılar yazayım. Elbette aman Esma Hanım yazılarınızı siz yazın biz para veririz demiyor hiç bir kurum ve kuruluş. Onların istekleri doğrultusunda kalıplaşmış düşüncelerde yazılar yazıyorsunuz. Bu da doğal bir körelme süreci yaratıyor. O kadar isteksizim ki yani hayatta kalma amacı olmasa, geçmişe dayanan borç harç olmasa yapmam. Homeoffice iş olunca millete ilk etapta kebap bir iş gibi görünüyor ama değil arkadaşım. Yani belki sen iş ortamında 8 saat harcıyorsun ben de aynı işi bilgisayar başında her gün büyüyen gözlük numaralarım ve küçülen hayal gücümle yapmak zorundayım ve kendimi geçindirmek zorunluluğu ile yapıyorum. Aramızdaki hangimizin işi daha zor sidik yarışında tıkanıp kalan yaratıcılık gücümle ve beynime gitmeyen oksijen neticesinde oluşan dumur hali aynı zamanda yaratıcılıksızlıktan kaynaklanan efkarla eklenen paket paket sigara ve şekersiz, sütsüz nescafeleri de ekleyince bildiğin Sartre'nin Bunaltı kitabının günümüz versiyonunu yaşıyormuşum gibi hissedebiliyorum ki bu da sidik yarışını benim kazandığımı gösteriyor. Özüme aykırı davranışlar beni mutsuz ediyor. Ben eğitimciyim,ben yazarım, ben eğlence ve mutluluk insanıyım. Eskiden atıp tuttuğumun aksine öğretmenlik yaparken, gençlere felsefeyi anlatmaya, onları düşündürmeye sevk ederken çok mutluyum. Kendimi hayatı gözden geçiren yazılarımla mutluyum. Amatör resim yaparken, dans ederken, yemek yaparken, yeni bir şey yaptığımda mutluyum. Hayatta kendimi nasıl geleceğe taşıyabilirim sorusunu taşıyan işlerde başarılı olduğumda gerçekten mutluyum. Kendimi gerçekleştirdiğimi hissediyorum o zamanlarda ama şuan, şimdi ise zorunlu işler, dikteler ve hayatın acımasız yanı beni mutsuz ediyor. Sana rağmen senin sağladığın mutsuzluk kapılarından mutlu gülüşlerimle ve çocuk hayallerimle geçip bunları da atlatacağım kader. İstediğin kadar yırtın beni mutsuz etmek için illaki ben kendim olmayı başarırım, şuan da bunu yapabilirim. Bu nedenle her zaman bana karşı 1-0 mağlup olarak başlıyorsun :) Mod: Mutluluk ustası :)

10 Temmuz 2014 Perşembe

GÜNAH ÇIKARMA

Tam iki yıl olmuş buralara uğramayalı , hayat ki en güzel öğretmen neler öğretti neler tecrübe ettirdi bana anlatmakla bitmez . Bir arkadaşımla konuşurken aklıma geldi, yıllar önce benim de bir blogum vardı diyerekten yeniden kavuştum sana. Biraz geçmişe dönüp yazdıklarımı okudum.Yazdıklarımı okuyunca hem güldüm hem geçmiş anılarıma döndüm. En çok da duygularımı yansıtışım ve kelimelere hükmetmem beni şaşırttı. Şuan gerçekten kelimelerle o kadar iyi oynayamıyorum. Kelimelere o kadar fazla anlamlar yükleme aşamasında değilim.Belki büyümek beni hissizleştirdi ve kelimeler artık anlamları dışında ironi ya da mecazlaşma özelliğini kaybetti. Aslında olan hayatın bana öğrettiklerinde saklı sanırım. O kadar çok şey var ki hayatta her birine ayrı ayrı bakıp ders çıkartmam gerekir ama son iki senede geçmişte atıp tuttuğum KPSS yüzüne hayattan hatta kendimden soyutlandığım için ne bir ders ne bir anlam, hepsi zamana direnemeden geçip gitti. Bu yoğunlukta ne kendime ne duygularıma kulak verebildim. Anlamsızca sınava hazırlandım, çalıştım, didindim. Sınav yeni oldu sayılır nasılı, acabasını bilmeden elimden geleni yapmanın huzurunu yaşıyorum sadece. Umudum hayalim ve hevesim aşamalarını bilmiyorum, olursa süper olur ve ben de eskiden olduğu gibi kendime kelimelerin o büyüleyici dünyasına, kitapların uzak ufuklarına yeniden bilgi rüzgarının yelkenimi doldurmasına izin vererek açılırım. Okumak ve yazmak, düşünmek ;düşünme üzerine düşünmek belki mesleğim gereği belki de mizacım gereğidir bana hep iyi geldi. Sınav teranesi ile geleceğime o kadar odaklandım ki ne hayatı ne de kendimi düşündüm. Ama artık kendimi ve hayatı düşünmeye vaktim olduğuna inanıyorum. Geçmişteki gibi hayat sadece aşklardan ibaret değil artık. Malum büyüdük iyice ve hayat artık bize aşkları bile yabancılaştırdı, soyutladı bizi. Her neyse bu başka bir makalenin konusu olsun. Özgür hissediyorum kendimi, uzun süreden sonra belki de yazdığım için bu hisse sahibim. Kendime dair bir şeyler yapmak beni mutlu ediyor. Adaletsiz dünyada kendi benime yaptığım haksızlığı gidermek adına adaletimi bulmak ve sağlamak adına bundan sonraki tüm girişimlerim. Kendimi seviyorum ve artık kocaman olduk. Olduk da ne oldu diyorum çoğu zaman ama yine de zaman ve yaş insana pek çok şey öğretiyor en çokta kendine değer vermesi gerektiğini. Hayat aslında bir yanıyla bencilliği öğretiyor bize. Bu yanlış mı diye sorarsanız geçmişinden ders alamayan ben için biraz bencil olmak en akıllıca yöntem sayılabilir bile. Yapım gereği fazla güvenen genelde de kötü sonuçlara ve yanlış anlamalara kurban giden bir günah keçisi olan ben için bencillik bir nevi kurtarıcı bile kabul edilebilir. Sorun şuradaki hala bencillik benim için ayıp ve günah bir durumda. Her neyse Sevgili Marko Paşa, yıllarca ne yaptığıma ve nasıl olduğuma dair ufak ipuçları bunlar geri kalanları zamana direnme kudreti olmayan benin değişimlerini ileride daha detaylı anlatırım sana şimdilik günah çıkartma aşamam bu kadar :)

16 Kasım 2012 Cuma

Hayat insanlar bizi neden kandırma peşindeler ki bir türlü anlamıyorum bu durumu.Neden uyumadan önce bize masallar anlatırlar ki neden okullardaki hikaye kitaplarında hep kız ile erkek kavuşur ve mutlu son olur ki ya da filmlerde neden hep mutluluk olur? Neden bizi hep mutlu son olacağına dair bir kara çukura atarlar ki ??? Gerçekten merak ediyorum belki deliyim belki fazla akıllı daha doğrusu aklımın sınırlarında yaşıyorum bilemiyorum.Ne zaman bir kitap okusam etkisine girerim ve o dönem mutlaka biri hayatıma girer sonra ben aşık olurum sonra beklenenin aksine mutsuz son olur...Gerçi bu bir kez başıma geldi ikinci kez yine aynı kişiyle aynı şeyleri yaşayıp mutsuz sona ulaştık.Olaylar sanırım alaca karanlık serisi ile başladı.Herkes o kitabı mutlaka bilir en kötü filmi hakkında bilgisi vardır.Olay şu ki ben o kitaba başladığımda ve bitirdiğimde birine aşık oldum.İkinci kitaptaki gibi hiç olmamış gibi hayatımda kendini ona ait olan şeyleri alıp gitti bana sadece anıları ve hayallerimi bıraktı.O kadar kötü bir durumdu ki ilk aşk acımdı ne yapmam gerektiği hakkında en ufacık bir bilgim bile yoktu.Uykularımda o vardı bende ölü hayatımda rüyalarıma sığınıyordum sadece onu görebilmek için.Nasıl bir hayattı yaşanmadan bilinmez diyebiliyorum sadece.Sonra bir araya geldik sandım ama olmamıştı ben yine rüyalarımda yaşıyordum.Sonrasında ise kopmuştum.Hayatta tutunacak bir dal arayışına girdim çok hırpaladım kendimi.Bilerek belkide bunu yaptım.Onu arıyordum sürekli bıkmadan ona benzeyen onun huylarına sahip o olabilecek onun boşluğunu bana unutturabilecek tek bir allahın kulunu arıyordum hayatta.Her tuttuğum dalı kırdım o değildi bu da o değildi.Değildi kimse o olamıyordu sanırım bu yüzden dört yıl boyunca onu unutamadım.Arayışım artık haykırmıyordu kendi başına arıyordu.Feryatlarına ya kulağım çok alışmıştı da duymuyordum yada artık tükenmişti haykırışları çığlıkları sessiz kalmıştı.Sonunda biri olmuştu ona benziyordu sanırım bilemiyorum bir anda kabul etti onu ruhum tutundu o an...Belki hayatın can yakışları son dal bu dediği içindir belki de tutunmaktan vazgeçtiğim içindir.O tutunduğum dal resmen gözüme girmişti canım acımamıştı aksine iyi gelmişti tabi bir dönem ham madde belli odun sonuçta ya yakar kor eder seni de kendi ile birlikte ya da kafana kafana vurup hayattan bezdirir.Benimki tüm umutlarımı sevgi kırıntılarımı da kendi gibi kalıplaştırmıştı.Sonra yeni bir kitapla hayatıma o ilk aşk acım ilk tutkum geri girdi ilahi bir şey saydık da o da kitabın sonuna uydurdu kendini gitti belki de gitmesine izin verdim bilemiyorum ama yine ben mutlu sonralara söverek hayatıma devam ediyorum.Mesela hala o alaca karanlık serisi filmini izlerken sövüyorum hem de deli gibi...Neden herşey bu kadar güzel olamıyor ki hayatımda diye.Bu kadar sevilip daha belasını mı istiyor yoksa o da benim gibi yanlışlarını kovalamacada yakalamayı mı seviyor bilemiyorum.Her neyse artık filmlere ,romanlara, masallara özellikle de mutlu sonla biten aşk hikayelerine karşı antipatim oluştu ciddi anlamda.Benim başıma gelemiyorsa eğer ne anlamı var ki benim için? Hiç beni sinirlendirmekten başka işe yaramıyorlar. Şimdi sizde kalkıp doğru insan daha çıkmamıştır hayatında masalını anlatmayın ne olur cidden sıkıldım insan bir kez aşık olur bir kez çok sevebilir.Ben bunları yaşadım geriye hiç bir şey kalmıyor hoşlanma saygı ve mantıktan başka.Peki ben bunları ne yapayım??? Aşık olduğun adamla olmuyorsa niye hayatımda aşk denilen illet var ki ne bokuma yaradı yani acı çekmek için mi şükür ki aptal aşık değilim de artık arada aklıma geliyor.Öldüm bittim dönemi yaşamıyorum kendimi uykularıma hapis etmiyorum.Yani ben sevmedim bu aşk olayını hem dört yıl sevdim bana yeter düşsel avuntum gayet hayatımı doldurdu artık isteyene bu duygularımı verebilirim hatta üzerine para bile veririm o derece yani.Artık bana kalan şirket anlaşması gibi olacak bir ilişki saygı mantık olursa ne iyi olur azıcık sevgi hepsi bu...

9 Kasım 2012 Cuma

Hani nasılsın tatlım neler oldu dersin ya her gün bugün daha iyiyim hayatım güzel gidiyor.Sana şuan yazmamalıydım biliyorum gecelerde buluşacaktık karar almıştık ama dayanamadım herkes benim adıma sevinirken bir tek sen bilmiyorsun bir tek sen duymuyorsun insanların sevinç sözlerini.Bak ben bugün öğretmen oldum.Sesini duyup beni daha çok mutlu etmene o kadar ihtiyacım var ki sevgimden say bu isteğimi... Her şey tam her şey çok güzel sen eksiksin be mutluluğumun bir yanı eksik bir yanı vurgunda.Hissetmiyor boğuluyor hissini yaşıyor.Hani koca denizde suyun altında bir anda zorlanırsın ya nefes alamaz hissedersin ya hani hemen yukarı çıkıp içine derin derin nefes çekmek istersin ya ona benzer bir durumdayım.Denize aşık ama beni öldürdüğünü fark ediyorum.Aşk deniz gibidir keyif de alırsın bir hatayla ölürsün de.Belli ki buradayım bende ölüyormuşum nefes alamıyormuş hissini yaşıyorum şu sıralar.Halbuki en mutlu günlerimden birini yaşıyorum.Belki de hayat bana seni içimde azaltmam için bu işi karşıma çıkarttı belki de daha çok canım yansın diye bilemiyorum bilmek de istemiyorum.Unutamayacağımı biliyorum ama en azından sadece bir nebze olsun beni oyalayabileceği için mutlu oluyorum.Sen olsaydın bunlara da ihtiyacım olmazdı ki benim.İlk seni arardım seninle paylaşırdım mutluluğumu sende bana katlayarak geri yollardın sevincimi ben musmutlu öğretmen olurdum.Yeni ortam yeni arkadaşlar vs. Bunların içinde sen de olurdun.Ne iyi olurdu.Sevdiğim var diyip soruları geçiştirmek yerine uzun uzun seni anlatabilirdim onlara.İlk derse girdiğimde beni motive edebilirdin çıkışta bir heyecanla seni arayaıp o kırk beş dakikada neler yaptığımı ilk seninle paylaşabilirdim.Hayatımızın düzene girdiğini her şeyin daha iyi olacağına dair hayallerimizi birlikte kurardık ama yoksun ne hayal kurabiliriz ne sevgimizi mutluluğumuzu paylaşabiliriz.Ben düşsel avuntular içinde bir avuç mutluluk yaratmaya çalışırım sadece sen ise,senin ne yaptığını bilmiyorum olmadın ki tanımadım ki seni bilmiyorum ki neredesin nasılsın.Sorabileceğim bir nasılsın sorum bile yok sana karşı.Düşsel avuntularımla oluşturulmuş karakterine sorarım ancak o da benim içimden geçeni söyler bana hepsi bu... Neyse ilk aşkım evet artık öğretmenim ve hayatın kayığında savrula savrula ilerlemeye devam ediyorum sensiz..

8 Kasım 2012 Perşembe

BULMADIN EY RUHUM HEPSİ KABUSTU GEÇTİ

Gündüzler benim olsun geceler senin.Ben hayatıma devam ederken sen hayatımdan çıktın ya hani anlamımı yeniden kaybettim ya ben işte bu yüzden.Kaybetmemin acıları gece yatağımda olsun seninle olsun.Düşlerimde göreyim seni kaybettiğimi özlemeyeyim.Madem benim olamıyorsun ben de senin sensizlikte sen benim ol bende senin.Yıllardır olduğu gibi değişmemiş sayayım hayatımı ANı olarak kal hala benim için...Seni gördüğümü konuştuğumu unutayım söylediğin o muhteşem içimi ısıtan sözlerini unutayım belki de rüya sayayım.Telefonumu arayan numarayı tanımayayım.Yıllarca aklımdan silmek için uğraştığım numaranı da sileyim hafızamdan ki aramayayım seni ulaşamayayım dört yıl olduğu gibi.Sevgimden aşkımdan korktuğunu unutayım.Saf sevgimin seni acıtmasını unutayım.Bir başkası için anlattıklarını unutayım.Her şeyi unutayım.Yıllardır olduğu gibi anı olarak kal sadece geceleri yatağımda ol.Ben uyumadan önce yine önceden olduğu gibi içimi ısıt ruhum sana olan özlemini gidersin o huzurla gecelerce yaptığım gibi uykuya teslim edeyim bedenimi ama ruhum yine sende kalsın öyle ki ruhumun sana olan sevgisi uykularımdan baskın çıksın ve seni rüyalarıma taşısın.Her zaman olduğu gibi mutlu rüyalardan uyanayım.Ufak burukluklarımın ardından yüzümde sanki o gece birlikteymişizin mutluluğu olsun... Senin de benim gibi bana ulaşmaya çalıştığını ama ulaşamadığını düşüneyim dört yıl koca dört yıl yaptığım gibi ben senin meleğin kalayım sen benim prensim.Sevgimiz saf kalsın el değmemiş kirlenmemiş olsun.Kavuşamamamızın nedeni bir araya geldiğimizde masalımsı aşkımızın zekatı sayayım.O mutlu sonu bekleyeyim yıllardır yaptığım gibi.Sadece sen ol kalbimde her zamanki gibi kimse girmesin.Ruhum bir tek seni sevsin.Canım acımaz o zaman sen beni acıtmazsın bunu bilsin ruhum,beni acıttığın günleri unutsun sadece bana olan sevgini düşünsün.Kandırsın onu zihnim aklım olanları olmamış kabul edip onu en saf sevgim sevgilim saysın.Can acılarımı gerçeği yansıtmayan lafları söylemedi saysın.Hatta onu dört yıl sonra bulup kaybettiğimi unutsun belki o zaman ben hala saflığımı koruyabilirim.Ona olan sevgimi canlı canlı gömme isteğimden kurtulurum. Ben onu bulmadım o beni bulmadı ey ruhum olanlar yine senin onu düşleyerek yattığında gördüğün bir rüyadan ibaretti sadece bu seferki kabustu hani arada görüp tüm gün gamlı gezdiğin günler vardı ya onlardan biriydi onu sevip yine kaybetmedin o olmadı hepsi bir kabustu.Kötü seni üzmeye çalışan bir kabus yine o senin gecelerinde olacak senin prensin olacak hani hiç yüzyüze gelmediğin elini tutmadığın kokusunu bilmediğin kahramanın,değişmedi hiç bir şey dört yıldır her şey aynı...